Olumlama Nedir, Nasıl Yapılır?

Her yerde pozitif düşüncenin gücünden, olumlama yapmanın öneminden bahsediliyor. Sosyal medyada sürekli olumlama cümleleri yer alıyor. Bir çok insan olumlama yapmak iyiymiş, işe yarıyormuş diye duydum diyerek bir şeyler yapıyor ve faydasını da görüyor. Ancak bir çok kişi de çok yaptım, işe yaramıyor, safsata bunlar diyor.

Peki olumlama tam olarak nedir, ne işe yarar, ve en önemlisi nasıl yapılırsa işe yarar, arkasında yatan sistematiği nedir, biliyor musunuz. 

Olumlama dediğimiz şeyin temeli rezonans kanununa, namı diğer çekim yasasına dayanır. Çekim yasası denilince genelde insan para çekmek, ilişki çekmek, ya da park yeri çekmek olarak düşünüyor. Rezonans kanunu evet, hem bu kadar basit, hem de bir o kadar karmaşık.

Nasılına geçmeden önce beynimiz nasıl çalışıyor, düşünce-duygu yaratımını nasıl yapıyoruz, ona bakalım.

Beynimiz Nasıl Çalışır?

İnsan bir günde 60 bin ile 70 bin arasında düşünce üretir, bunların % 90’dan fazlası önceki gün düşündüğümüz şeylerle aynıdır. Beynimizdeki nöron adı verilen sinir hücreleri, kök sistemleriyle birbirine bağlıdır ve biz her bir düşünce ürettiğimizde nöral iletidler nöronlarımız arasındaki sinaptik boşluk boyunca ilerler ve bir başka nöronun köküne erişir. Biz aynı şeyleri düşündükçe nöron hep aynı yolda sinyal çakar ve iki nöron arasındaki ilişki giderek güçlenir. Bir ilişki ne kadar güçlüyse, aradaki sinaptik bağ ne kadar kuvvetliyse o bağ otomatikleşmeye başlar ve giderek bizim alışkanlıklarımızı oluşturur. Biz aynı şeyi ne kadar çok düşünürsek bağ o kadar kuvvetlenir ve bağ ne kadar kuvvetliyse o düşünce o kadar alışkanlığımız olur. Bu tür düşünceler genelde otomatik olarak gelir, genelde düşündüğümüzün bile farkına varmayız.

Yeni bir alışkanlık yaratmak ve eskiyi bırakmak mevcut kuvvetli bağın kaldırılmasını ve yeni bir bağın kuvvetle oluşturulmasını sağlamak demektir. İki nöron arasında yeni oluşmuş bir bağ eğer tekrar edilmezse kısa sürede kalkar. Bu nedenle yeni alışkanlığın, düşüncenin yerleşmesi için sürekli tekrarlanması gereklidir. Bu da hem sürekli çaba ve zaman ister.

Bir olay anında insan önce düşünür. Her düşünce ile beyin bedene bir kimyasal gönderir. Beden de buna bir his üreterek cevap verir. Beyin hissi görür, fark eder ve aynı kimyasaldan daha fazla üretecek yeni bir düşünce üretir. Böylece o anda hissettiğimiz her neyse onu düşünmeye başlarız. Bu bir döngü halinde otomatik olarak devam eder, düşünce duyguyu, duygu da düşünceyi yaratır.

Rezonans Kanunu Nedir, Nasıl Çalışır?

Rezonans kelime anlamıyla eko, yankı, titreşim demektir. Kalbin gücü ile ilgili HeartMath Enstitüsü tarafından yapılan bir çok çalışma sonucunda kalbin etrafında beyininkinden beş bin kez daha kuvvetli bir manyetik titreşim alanı bulunduğu tespit edilmiştir. Bu manyetik alan tamamen duygularımız ve inançlarımız tarafından oluşmuştur.

Düşünün, kalbinizin etrafında siz ne hissediyor ve neye inanıyorsanız o şekilde titreşen bir manyetik alan var. Sadece sizin bedeniniz içindeki iletişimi değil, dış dünyaya da uzanan ve dünyadaki her şeyle direk etkileşim içinde olan bir manyetik alan. Fizik kurallarına göre benzerler birbirini çekerler. Bu da sizin kalbinizin etrafındaki bu manyetik alan her ne şekilde titreşiyorsa aynı titreşimde olan şeyleri kendine çekecek demektir.

Eğer kalbinizdeki duygu ve inanç sevgi ise kendinize çekeceğiniz şey sevgi olacaktır, veya şans ise şans. Eğer duygunuz korku ise kendinize çekeceğiniz şey korku, öfke ise öfke olacak demektir. Siz ne hisseder, neye inanırsanız hayatınıza çekeceğiniz her şey ve sonunda sizin gerçekliğiniz, dünyanız o olacak demektir.

Olumlama Ne İşe Yarıyor Peki?

İşte bu aşamada devreye olumlamalar giriyor.

Düşünce hissi, his düşünceyi oluşturuyor demiştik, bir döngü halinde. O zaman düşüncelerimizle duygularımızı ve dolayısıyla kalbimizin etrafındaki manyetik alanı değiştirebiliriz demek. Tabii bu teoride okuduğunuzda oldukça kolay.

Ancak düşüncelerle duyguları değiştirmek zaman ve emek istiyor. Yeni bir düşünce ile oluşan snaptik bağın kuvvetlenmesi için sürekli tekrarlanması gerekli. Tabii bu arada yeni düşüncelerimizle yeni snaptik bağları oluşturmaya çalışırken, değiştirmeye çalıştığımız inançlar da boş durmuyor ve otomatik olarak düşünce ve duygu yaratmaya devam ediyor. Eğer otomatik pilottaysak, ki çoğumuz öyleyiz, o zaman eski düşünce kalıbımız kendini sürekli tekrarlarken farkına bile varmayabiliyoruz.

Böyle olduğunda ne kadar yeni düşünce yaratırsak yaratalım eskiyi değiştirmekte başarısız kalabiliyoruz.

Ya da yeni düşünceyi sürekli tekrarlarken içimizde hala eski duygularımız devam ediyor. Dilimizle bir şey, kalbimizle başka bir şey söylüyoruz ve tabii ki bize çekilen kalbimiz ne derse o oluyor.

Karmaşık değil mi. Okurken çok kolay, ama nasıl yapacağına geldiğinde karmaşık.

Olumlama Nasıl Yapılırsa Başarılı Olur?

Öncelikle farkında olmamız önemli. Ne söylediğimize, kendimizi sabote edip etmediğimize dikkat etmemiz. Otomatik pilotta zihinle özdeşleşmiş olarak değil, söylediklerimizin, hissettiklerimizin farkında olarak yaşamamız. Eski düşünce-duygu geldiğinde farkına varıp varlık halimizin aslında o olmadığını görmek, eski düşünce ve duyguyla özdeşleşmemek önemli.

Ve olumlamalar. En çok yapılan yanlış basmakalıp, şöyle söylenmeli denilen cümleleri papağan gibi tekrarlamak. Oysa basmakalıp cümleler değil, içinize sinen, gerçekten aklınızdan geçirdiğinizde yüreğinizde de hissettiğiniz, daha düşünürken inandığınız olumlamalar sizde daha yoğun duygular yaratır ve snaptik bağların çok daha hızlı kuvvetlenmesini sağlar. Bırakın kalbiniz sizi yönlendirsin. Emin olun kalbiniz beyninizden ve diğer insanlardan çok daha iyi biliyor ihtiyacınızı. Siz sadece olmasını istediğiniz varlık haline odaklanın, bırakın sözcükler aksın kalbinizden. Tabii ki olumlu cümleler ve şimdiki zaman kullanarak.

İnandığımız neyse, duygumuz neyse hayatımıza onu çekiyoruz. Amacımız olmasını istediğimiz varlık halini hissetmemizi sağlayacak şeyleri hayatımıza sokmak. Hepsi bu.

O zaman ne diyoruz “Hayatın tümü bana kolaylık, neşe ve ihtişamla gelir.”

Sevgiyle kalın…

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir