Sürüngen beyin tüm hayatımızı şekillendiren, beynimizin sadece% 10’unu oluşturan, serebellum hücre bütünü. Kendisi bu kadar küçük olmasına rağmen hayatımızı en çok etkileyen organımız.
Paul Maclean’a göre insan beyni 3 katmandan oluşuyor. ⠀
· alt beyin, ya da namı diğer sürüngen beyni⠀
· orta beyin-maymun beyni (limbik sistem) (duygusal beyin de diyebiliriz) ⠀
· üst beyin-insan beyni (neokorteks) (düşünen beyin de diyebiliriz.)
Sürüngen beyin bilinçsiz kararlarımızı aldığımız, içgüdüsel olan katman. İnsanın en temel ihtiyaçlarını yerine getirmek isteyen bölüm: üreme, kendini savunma, korku, kaçma vb. Amaç basit, yaşamı devam ettirmek ve bedenin bütünlüğünü korumak.
İnsan beyninde bu katman beynin sadece % 10’unu oluşturuyor. Sürüngenlerin ise beyninin tamamı yalnızca bu yapıdan ibaret. Bu yüzden adına sürüngen beyin deniyor. Sürüngenler yaşamlarını devam ettirebilmek için ya saldırır ya da kaçarlar. Oturup düşünüp mantıklı bir çerçevede bir çözüm üretmezler, üretemezler. Sürüngen beyin bedene sadece saldır veya kaç diye emir verir çünkü.
Biz tersini söylesek de aslında insanlarda da durum pek farklı değil. Bu üç katmandan yaşadığımız her olayda yaşadığımız duyguya bağlı olarak son kararı veren sürüngen beynimiz. Korku, kaygı, endişe hissettiğimizde ya saldırıyoruz, fiziksel olarak veya sözle, ya da kaçıyoruz, fiziksel olarak veya içimize kapanarak. Sonrasında bilişsel beynimiz devreye giriyor ve verdiğimiz kararı neden verdiğimize dair gerekçelerimizi sıralıyoruz. Amaç sadece bedenin bütünlüğünü korumak, hayatta kalmak, yaşamı devam ettirebilmek.
Sürüngen beynimiz korku algıladığında tehlikenin fiziksel olup olmadığına bakmıyor. Korku varsa tehlike vardır, tehlike varsa yaşamın sonlanması söz konusu demektir. Korku ister bir vahşi hayvandan, veya yükseklikten olsun, ya da bir sunum yapmaktan, veya kendimizi ifade etmekten olsun, farketmez. İçinde korku varsa tehlike vardır, tahlike varsa yaşamın sonudur. Bu kadar. O zaman “Saldır” veya “kaç”.
Tabii her durumda böyle davranmıyor, bazı konularda korku duyarken bazılarında öz güvenimiz olabiliyor. İşte burada devreye hayat amacımız giriyor. Neyi tehlike olarak gördüğümüzü belirleyen şey hayat amacımız. Bizim dünyaya baktığımız gözlüğümüz.
1. Benmerkezcidir. Sadece kendi beden bütünlüğünü dikkate alır.
2. İçgüdüseldir, mantıkla değil tamamen duygularla, içgüdüsel olarak hareket eder.
3. Kanıt sever. Öyle genel cümleleri değil, net rakamsal kanıtları görmeyi sever.
4. Sadedir, karmaşık cümleler, görüntüler kafa karıştırır. Anlayamadığı her şey onun için tehlike olabilir. Sade şeyler daha çok ilgisini çeker.
5. Görseldir, işitsel değildir. Sözlerden çok görsel imgeler ilgisini çeker.
6. Duygularla harekete geçer. Söylenen şeyler değil, onların içindeki duyguya göre harekete geçer.
7. Bu yüzden düz cümlelerden çok hikayeleri sever.
Hayat amacı, çekirdek inanç, temel kodlama, ilkel beyin, tohum inanç, tohum kodlama… Hepsi farklı şekillerde söylenen aynı şey. ⠀
Ruh dünyaya gelmeden önce kendine bir hayat amacı belirliyor. Herkesin hayat amacı birbirinden farklı. Temelde (şimdilik bildiğimiz) 6 kaynak üzerinden hayat amacımızı seçiyoruz:
sevgi, güç, bilgi, güzellik, bolluk-bereket ve yaratıcılık. ⠀
Önce 6 ana kaynaktan birini seçiyoruz, sonra o kaynağa ait açılan yelpaze içinden de bir konu. Seçtiğimiz konu dünyaya gelirken biraz azalıyor, ya da aslında orada da biz olduğunu bilmiyoruz. Mesela diyelim ki kendimize seçtiğimiz kaynak “yaratıcılık”, açılan yelpazeden de seçtiğimiz “yaratıcılığı fark etmek” olsun. Hayat amacımız “olan, olmayan, olamayan her şeyde çözüm üretemeyerek, dünyayı deneyimlemek” olabilir. Bu hayat amacını seçen insan yaşadığı her olay için sadece olumsuza odaklanabilir, çaresiz kalabilir, çözümler önünde olmasına rağmen görmüyor, fark etmiyor, değerlendiremiyor olabilir.
Ruh anne rahmi 40. günde hayat amacını sürüngen beyine kodlar. Hayat amacımız sürüngen beynimize kodlandıktan sonra hayata tamamen bu gözlükle bakmaya başlarız, yani anne karnı 40. günden itibaren. Öyle altı yaşımıza kadar annemizin-babamızın bize davranış şekli nedeniyle oluşmaz çekirdek inancımız. İnanç zaten sürüngen beyindedir, ve biz dünyada olan olmayan her şeye bu gözlükle bakıp gözlükle gördüğümüz şeyin doğru olduğunu zannederiz. Annemiz bizi çok seviyor olabilir, sevgisini gösteriyor da olabilir, ama biz eğer “sevilmiyorum” gözlüğünden bakarsak dünyaya annemiz ne yaparsa yapsın yetmeyecektir. Burada hırsızın hiç mi suçu yok diyorsanız kontratlarla ilgili yazımı bu linkten okuyabilirsiniz.
Herkesin hayat amacı birbirinden farklıdır. Yakın olabilir, ama her zaman farklıdır. Herkes kendi hayat amacı gözlüğüyle bakar dünyaya. Bu nedenle aynı olayı yaşayan iki kişi olayı tamamen farklı algılar, kendi gözlükleriyle. İlişkilerde “birbirimizi anlamıyoruz” söylemlerinin sebebi budur. ⠀
Hayat Amacı Her Zaman Olumsuzdur.
Hayat amacı “çok sevilerek sevgiyi öğrenmek” olmaz, ya da “bolluk içinde yaşayarak bolluğun farkına varmak” olmaz. “sevilmeyerek sevgiyi öğrenmek” olabilir, ya da “kıtlık içinde bolluğun farkına varmak” olabilir. Her zaman olumsuzdur. Çünkü aslında karanlık yoktur, karanlık aydınlığın olmadığı haldir. Ya da sevgisizlik yoktur, sevginin olmadığı haldir. Ve bir şeyin olmadığı halini bilmediğimizde olduğu halini tanımlayamayız. Karanlık olmasaydı, aydınlığın tanımı olmazdı. Kıtlık olmasaydı, bolluk tanımı olmazdı. Ve tabii insanoğlu olumlu hissettiğinde harekete geçmez. Bolluk zihniyetinde olan biri daha çok bolluk olsun diye harekete geçmez. Varyemezlerin durumu, fiziksel olarak bolluk içinde bile olsalar sürüngen beyinlerinde kıtlık olmasıdır. Olumsuz hissettiğimiz durumlar, olaylar, duygular olduğunda harekete geçiyoruz.
Hayat amacını ruhumuz seçer, onun için kolay, zor, iyi, kötü ayırımı yoktur. Bu sıfatlar tamamen dünyaya ait. Ruh sadece seçim yapar, sevgiye ulaşmak için, deneyim yaşamak için yolunu seçer.
Hayat amacınızı gerçekleştirmeniz niyetiyle…⠀
Sevgiyle kalın.