EĞİTİM PORTALI Kayıt

Zaten üye iseniz Giriş

Aile Seçimlerimiz

İnsan ailesini seçemiyor, yoksa seçebiliyor mu?

“İnsan ailesini seçemiyor” diye düşünenlerden misiniz? Ailenize çok kızgın, öfkeli olduğunuz, acı çektiğiniz ve neden böyle bir ailem var, bunu hak edecek ne yaptım diye düşündüğünüz oldu mu? Ailemi seçemiyorum diye bir de üstüne hayata, evrene kızdığınız ve belki de çekip gittiğiniz.

Peki aslında bunun tersi doğruysa. Size insan dünyaya gelmeden önce hayat amacı doğrultusunda ailesini kendi seçer desem.
Hayatta hiç bir şey tesadüf değil, yaşadığımız hiç bir şey, yaşamadığımız hiç bir şey, hayatımıza giren insanlar, girmeyen insanlar, hiçbiri tesadüf değil. Her şey ama her şey, olan, olmayan, olamayan her şey ve buna dahil herkes tamamen hayat amacımız doğrultusunda ruhumuzun seçimiyle hayatımızda.

Zihninizle buna itiraz edebilirsiniz. Zihin genelde bir bilgi öğrendiğinde ilk önce kanıt ister, belki bir deney, bilimsel bir veri. Olmadığında yokmuş gibi davranmayı seçer çoğunlukla. Ruhumuzun dünyaya gelmeden önce yaptıklarını zihinle anlamamız, ve bunun için kanıt bulmamız ne yazık ki mümkün değil. Bu tamamen kalbin ve ruhun işi. Böyle olduğunu kalbimizle, ruhumuzla biliyoruz. Bu yüzden bilgiyi alın, zihinle inanmıyorsanız da bırakın, inanmayın ama nötr kalın. Kalbinize bırakın.

Ailemizi neden seçiyoruz?

Aslında sadece ailemizi seçmiyoruz. Ailemizi, ailemize bağlı olarak atalarımızı, kardeşlerimizi, hayat amacımızı, hayat amacımız doğrultusunda hayatımız boyunca yaşayacağımız ana olayları (hastalık gibi), hayatımızdaki en önemli kişileri (eşimiz gibi), yaşayacağımız toprağı, kısaca hayatımızdaki ana katalizörleri daha dünyaya gelmeden önce seçiyoruz.

Çünkü hepimiz dünyaya bir amacı gerçekleştirmek için geldik. Hepimiz bir çeşit sınavdan geçiyoruz ve dünyaya gelmeden önce seçtiğimiz hayat amacını gerçekleştirmek için buradayız. Öğrenmek ve öğretmek için dünyadayız. Hepimizin bir ve tek olduğunu, özümüzün sevgi olduğunu öğrenmek için. Hepimiz bunu öğrenmek için farklı yollar, farklı hayat amaçları seçerek geldik. Ve tabii bu hayat amaçlarını gerçekleştirmek için harekete geçmemizi sağlayacak ihtiyacımız olan insanları ve olayları seçerek.

Kontratlar

Önce hayatımıza giren herkesi seçtik, sonra onlarla ruhsal düzlemde kontratllar yaptık. Kontratlara, çift taraflı verilen bir izinle, karşılıklı olarak alınmış ruhsal bir onay diyebiliriz.

Yaptığımız kontratlar şöyle işliyor. Biz hayat amacımız doğrultusunda neyi öğrenmemiz gerektiğini söylüyoruz, karşımızdaki kişiden bize nasıl davranmasını beklediğimizi. Karşımızdaki kişi de kendi hayat amacı doğrultusunda kendi öğrenmesi gereken şeyler için bizim ona nasıl davranmamızı beklediğini. Yani karşılıklı olarak öğrendiğimiz ve aynı zamanda öğrettiğimiz olayları, davranışları, sözleri birlikte belirliyoruz ve ruhsal düzlemde karşılıklı olarak onaylıyoruz.

Sonrasında dünyada birbirimize tam da kontratta belirlediğimiz gibi davranmaya başlıyoruz. Amaç çok basit aslında, öğrenmek ve öğretmek. Hepimizin bir ve tek olduğunu, özümüzün sevgi olduğunu öğrenmek ve öğretmek.

Mesela kişi mobbing yapan patronuyla şöyle bir kontrat yapmış olabilir. Kişi alanını korumayı, belki kendini ifade etmeyi öğreniyor olabilir, patronu ise özgür iradeye saygılı olmayı. Ya da annesi kendisini yok sayan kişi, ben varım demeyi öğreniyor olabilir.Ne yaşadığımız, ne yaşamadığımız, ne yaşayamadığımız hepsi kontratlarla, bizim ruhsal seçimlerimizle belirleniyor.

Affetmenin rolü nedir?

Elimizde bir sürü kontratla geldik dünyaya, yetmedi üstüne yenilerini dünyada oluşturduk. Şimdi elimizde bir sürü kontratla ne yapacağız, nasıl öğreneceğiz, nasıl huzura kavuşacağız dediğinizi duyar gibiyim. İşte affetmek burada devreye giriyor.

Affetmemek, yaşanan olayın yaşanma sebebini anlamıyorum. Olayın içindeki herkesin tüm yükünü üstleniyorum demektir.
Ebru Demirhan

Her kontrat iki kişiliktir, yani iki tarafın da kendine düşen payları vardır. İki taraf da birşeyler öğrenirken birşeyler öğretir. Olan, olmayan, olamayan şeylerle ilgili karşı tarafı affetmediğimizde tüm payı, tüm yükü almış oluyoruz. Karşı tarafın payını ona vermemiş oluyoruz. Mesela yaşanan olay bir pasta olsun, sizin bir payınız var, karşı tarafın bir payı. Ortak olarak almışsınız. Siz affetmediğinizde diyorsunuz ki “pastanın tamamı benim”. Bu durumda karşı taraf ne yapar. Tabii gider gelir, kendi paynı ister. Siz ona verene kadar. Yani karşı taraf siz onu affedene kadar aynı konuyu size tekrar tekrar yapmak zorunda kalır. Payını alana kadar. Zaman geçtikçe pastalar üstüste yığılıp sizi görünmez kıldığında karşı taraf gidip kendisie payını verecek başka birini arar.

Öbür taraftan onun payını aldık, yükünü yüklendik. Üstümüzde taşımaya başladık. Affetmediğiniz her konu üzerimizde büyük bir yüktür. Sadece ruhen de değil üstelik, bedenen de. Konular arttıkça belimiz, bacaklarımız daha fazla yükleri taşıyamaz ve ağrılar başlar.

Bir kişi affettiğinde ve af dilediğinde

Bir kişi affettiğinde ve af dilediğinde o hikayeye bağlı her ne var ise, kader yolunun akışı değişir ve kolaylaşır. Yüklerini atar, bedenen ve zihnen dinç hale gelir. Affetmek özgürlük getirir insana, zincirlerinden kurtarır.

Affetmek kalbi bir iştir. Affetmek karşınızdaki insanı haklı görmek demek değildir, ya da sevmek demek değildir, o kişiyle konuşmak, barışmak demek değildir. Hatta bir insanı affettiğinizde bunu kimsenin bilmesi gerekli de değildir. Önemli olan sadece sizin ne hissettiğinizdir.

Af dilemek ile birlikte çember tamamlanır. Affetmek tek başına yeterli değildir. Kontrat çift taraflı yazıldı, sizin de seçiminizle. Sizin de payınıza düşen bir pay var, ama büyük ama küçük. Bu nedenle affederken, aynı zamanda af dilemek çemberi tamamlar.

O zaman affetmeye hazırsanız sizin için bir niyet.

“Sevgili ……,

Aramızda olan, olmayan, olamayan her şey için affediyor, af diliyorum. Bana verdiğin her şey için teşekkür ediyorum. Yolumu ve kaderimi senin kaderinden ayırıyorum. Yolum açık, keyifle ilerliyorum, şükürler olsun.”

Affetmenin özgürlüğünün tadına varmanız dileğiyle.

Sevgiyle kalın…