Ayurveda 5000 yıl öncesine dayanan bir şifa bilimi. Tüm tıp bilimlerinin annesi olarak kabul ediliyor. Kelime anlamı “yaşam ve uzun ömür bilimi” olarak geçiyor. 5000 yıl öncesine dayanıyor ancak batıya açılması son 100 yıldır gerçekleşmiş. Türkiye’de de son zamanlarda yavaş yavaş bilinmeye ve uygulanmaya başlandı.
Bu tür yazıları yazmadan önce ilk yaptığım şey kelimelerin tam olarak anlamlarına bakmak. Genelde kelime anlamları kendi başına farkları anlatabiliyor.
Ayurveda “yaşam ve uzun ömür bilimi”. Tıp ise arapça tıbb kelimesinden türemiş, “bilmek, anlamak” anlamına geliyor. İngilizcesi olan medicine ise ilaç demek, latince mederi “ilgilenmek, kaygılanmak, tedavi etmek” fiilinden türetilmiş.
Bir çok yerde Ayurveda alternatif tıp olarak görülüyor, sanki batı tıbbına rakipmiş gibi. Oysa böyle bir şey söz konusu değil.
Ayurveda nedir detayına girmeden ve batı tıbbıyla arasındaki farka geçmeden önce felsefesinden bahsetmekte fayda var.
Samkhya Felsefesi
Ayurveda Vedik Felsefesinin altı klasik okulundan (shad darshan) Samkhya Felsefesi’nin üzerine kurulu. Samkhya sanskritçe hakikati idrak etmek demek. Bu felsefe insanın hayat yolculuğunu bilinçten maddeye doğru betimliyor.
Bu felsefeye göre hiç bir şey yokken sadece tezahür etmemiş olan vardı, Brahman.
Tezahür etmemiş olan kendini deneyimlemek istedi ve kendinden bir yansıma yarattı, Prakriti, böylece dualite yaratılmış oldu. Yaradılış bir sesle başladı, AUM sesiyle. AUM aslında sadece bir titreşim, sessiz bir ses. Sürekli devam eden bir hareket veya titreşim.
Yansıma olan Prakriti’den Mahad (mutlak zeka) ve ondan da Ahamkara, yani ben (I am), yani EGO yaratıldı. Ve sonrasında tüm maddeler; beş duyu ve beş duyuyla algıladığımız tüm maddeler tezahür etti.
Samkhya felsefesi hayatın en önemli soruları üzerinde yoğunlaşır: Biz kimiz? Nereden geldik? Neden buradayız? Nereye gidiyoruz?
Biz aynada gördüğümüz halimizle sadece BEN (EGO) miyiz, bu bedenden ve zihinden mi ibaretiz? Beş duyumuzla algıladığımız madde mi hakikat, yoksa onları yaratan mı? Biz de ondan yaratıldıysak hepimiz tezahür etmemiş olanın tezahür etmiş yansımaları mıyız?
Ayurveda’nın Amacı
Ayurveda’nın amacı insanın nereden geldiğini, hakikati idrak etme yolunda bedeni sağlıklı ve hastalıklardan arınmış halde tutarak nasıl araç olarak kullanabileceğimiz hakkında rehberlik etmektir. Ayurveda beden-zihin-ruh dengesinde çevreyle uyum içinde yaşama sanatıdır. Doğayla evrenle uyumlu, beden, zihin ve ruhun yani bilincin dengede olduğu sağlıklı, mutlu, uzun ve kaliteli bir yaşam sürmektir.
Amaç bedendeki ağrıları gidermek veya bedenin nefes almasını, yaşamını sürdürmesini sağlamak değildir. Bana göre batı tıbbının şuan uygulanan haliyle en önemli farkı buradan geliyor.
Ayurveda’nın Batı Tıbbının Bugünkü Haliyle Arasındaki Fark Nedir?
Henüz tüm detaylarını bilmiyorum, okumaya çok yeni başladım, İbn-i Sina’nın “Tıp Prensipleri” kitabında tıp aynı Ayurveda’da olduğu gibi geçiyor. Hastalıkların mizaçta oluşan dengesizlik, mizaca uygun olmayan beslenme ve yaşam tarzı olduğundan bahsediliyor. Ayurveda’da geçen Dosha kavramı ve Dosha dengesizliğine oldukça benzer. Biraz daha araştırayım, belki onun için ayrı bir yazı, hatta belki yazı dizisi hazırlarım.
Şimdi şu haliyle uygulanan batı tıbbıyla Ayurveda’nın farklarına bakarsak
• Ayurveda’da temel amaç beden-zihin-ruh dengesine ulaşmak iken, batı tıbbı sadece bedenle, onu ne olursa olsun yaşamda tutmakla ilgileniyor.
• Ayurveda semptomlara değil, dengesizliğe ve bunu yaratan sebeplere odaklanırken, batı tıbbında odak semptomlarda ve semptomların tedavisinde.
• Ayurveda denge durumuna gelmek için sadece problemi tedavi etmek yönünde ilerlemez, vücudun canlanması ve beslenmesine de aynı derecede önem verir. Batı tıbbında amaç sorunu düzeltmek, hastalığı tedavi etmektir.
• Ayurveda’da bütünsel olarak tedavi esastır, doğada var olan herşeyi kullanarak, sadece ilaç değil beslenme, yaşam tarzı gibi değişiklikleri hayatımıza dahil ederek ilerlenir. Batı tıbbında ilaç veya cerrahi yöntemler kullanılır.
• Ayurveda’da tedavi ve besleme sürecinde her kişinin kendine özgü dosha’sına ve dengesizliğine göre, tamamen kişiye özel yöntemler uygulanır. Bu nedenle her tedavi benzersizdir. Batı tıbbında hastalıklarda genelde kişinin özelliklerinden bağımsız, herkese aynı tedavi yöntemi uygulanır.
• Ayurveda’da kullanılan tedaviler tamamen doğadan gelen maddelerle olduğu için yan etkileri antibiyotik gibi ilaçların yan etkileriyle karşılaştırıldığında oldukça azdır.
Tüm bu farklara baktığımızda Ayurveda’nın batı tıbbına göre çok daha iyi olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak bunu söylemek çok da mümkün değil.
Ayurveda’da tedavi süreci alışkanlıkların değiştirilmesi, yaşam tarzı değişikliği vb nedeniyle uzun vadelidir. Batı tıbbında tedavi sürecinde sonuç almak kısa sürede gerçekleşir. Özellikle akut durumlarda problem çok kısa sürede durdurmak ve tedavi etmek söz konusu olduğunda batı tıbbı daha çok fayda sağlarken, kronik rahatsızlıklarda Ayurveda’nın daha etkili olduğunu görebiliyoruz.
Ya da hastalığın çok ileri evresine ulaşıldığında ve kişinin çok acı çektiği durumlarda yine çok kısa sürede semptomların kaldırılması önemlidir.
Bu nedenle Ayurveda’yı batı tıbbına bir alternatif değil, daha çok birlikte çalışan ve birbirini tamamlayan felsefe olarak görmek çok daha uygun.
Dengesizlikleri daha hastalık aşamasına gelmeden erkenden tespit edip sağlıklı yaşamak söz konusu olduğunda Ayurveda kişiye çok fayda sağlar. Aynı zamanda bir kişiyi hastalıktan daha az etkilenmeleri için güçlendirmek ve uzun süreli ilaç tedavisi veya ameliyattan sonra vücudu yeniden dengelemek için batı tıbbıyla birlikte çalışması çok iyi sonuç verir.
Sağlıkla kalın…
