Anda yaşamak, hepimizin yapmaya çalıştığı ve bir çoğumuzun yanlış anladığı bir konu.
Çoğumuz anda yaşamak dediğimizde Ölü Ozanlar Derneği filminde anlatıldığı haliyle günü yaşamak olarak anlarız. Vur patlasın çal oynasın. Gününü gün et, içinden geldiği gibi davran, geleceği planlamaya gerek yok, geçmişi de boş ver. Sadece zevk aldığın şeyi yap.
Aslında filmde bahsedilen latince Carpe Diem, günü yakala, deyişinin asıl anlamı içinde bulunduğun anı onurlandır, içinden geçtiğin deneyimdeki hazzı gör, yaşadığın şeylerin önemini kaçırma demek.
Bir de son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz “Mindfullness” var, şimdiki zaman farkındalığı. Yaşadığın anın, 5 duyunla temas ettiğin her şeyin, duygularının farkına varmak ve yargılamadan olduğu haliyle kabul etmek ve izlemek. Bir şeyi yerken dilinde, ağzında bıraktığı hissi, oturduğunda veya ayaktayken zeminle temasını, havanın sıcaklığını veya rüzgarın teninde bıraktığı hissi fark et. Tüm 5 duyunla temasta olduğun şeylerin zihinsel olarak farkında ol.
Peki gerçekte nedir şu anda yaşamak ?
Anda yaşamak nedir, anlamını, ne olduğunu-olmadığını ve oraya nasıl ulaşılacağını en güzel Echart Tolle Şimdinin Gücü kitabında anlatmış.
“Sizin geçmiş olarak düşündüğünüz şey eski bir Şimdi’nin zihinde depolanmış anısıdır. Siz geçmişi hatırladığınızda, bir anıyı yeniden canlandırırsınız ve bunu şimdi yaparsınız. Gelecek ise hayal edilen bir Şimdi’dir, o zihnin bir projeksiyonudur. Gelecek geldiğinde, Şimdi olarak gelir. Siz gelecek hakkında düşündüğünüzde, bunu şimdi yaparsınız. Geçmiş ve gelecek, aşikâr bir biçimde, kendi başına bir realiteye, bir gerçekliğe sahip değildir. Tıpkı ayın kendi başına bir ışığa sahip olmayıp, sadece güneşin ışığını yansıtabilmesi gibi, geçmiş ve gelecek de sadece ebedi şimdinin ışığının, gücünün ve realitesinin solgun yansımalarıdır. Onların realitesi Şimdi’den “ödünç alınmıştır.” Benim burada söylediğim şeyin özü zihin tarafından anlaşılamaz. Siz onu kavradığınız anda, zihinden Var’lık haline, zamandan anda mevcudiyete doğru bir bilinç değişimi olur. Birden, her şey size canlı gelir. Enerji yayar, Var’lığı yayar.”
Zaman nedir önce ona bakalım.
Hepimiz zamanın yatay olduğunu düşünürüz, bize öyle öğretilmiştir. Düz bir çizgi. Bulunduğumuz yer şimdi şu an, öncesi geçmiş ve sonrası gelecek. Ancak gerçekte zaman pek öyle değil. Zaman yatay bir çizgi değil aslında, dikey. Yani biz zaman çizgi değil de, bir kum saati.
Kum saatine detaylı bakalım. Yukarıda geleceğimiz durur, aşağıda da geçmiş. İkisi de vardır, ancak sabittir. Gelecek şimdiki anın gelmesini ve dökülmeyi harekete geçmeyi bekler. Geçmiş ise şimdiki andan akan kumların üst üste biriktiği ve yine zamanın dolup kum saatinin çevrilmesini bekler.
Kum saati dolduğunda ters çevrilir, yani geçmişimiz birden yukarıya gelir, potansiyel gelecek olur. Geçmişimizde bulunan tüm olumsuz duygu ve düşünceler de aynen potansiyel gelecek olarak yerini alır. Zaman tekerrürden ibarettir deyişi de tam olarak buradan geliyor. Geçmişte yaşadığımız her olaydan, duygu ve düşünceden olan tüm kayıtlar bilinçaltımızda geleceğimizi yaratmak için bekler. Ta ki ana gelene kadar.
Kum saatinde hareketli olan tek bir yer vardır; şimdi, içinde bulunduğumuz şu an. Yani ne oluyorsa bu anda oluyordur.
Şimdi şu anda olumsuz duygu, düşüncelerinizi değiştirdiğinizde geçmişinizi, kayıtlarınızı ve dolayısıyla potansiyel geleceğinizi de değiştirirsiniz.
Zaman tamamen zihnin kullandığı bir illüzyondur.
Zaman tamamen zihnin kullandığı bir illüzyondur. Zihinle özdeşleştiğinizde zamanın içine kısılır kalırsınız. Ya geçmişte yaşarsınız, ya gelecekte.
Geçmişte yaşıyorsanız anılarda kalırsınız, geçmişe tutunursunuz, o neden oldu, bu neden yaşandı diye muhakeme yaparsınız, belki kendinizi, başkalarını suçlarsınız, öyle olsa nasıl olurdu diye olasılıkların içinde boğulursunuz, keşkelerle, pişmanlıklarla dolu olursunuz. Oysa olan şimdide olmuş ve bitmiştir. Zihin sizi bitmiş bir olayın içinde tutar. Önemli olan, yaşanan deneyimin içinde kalarak tekrar tekrar yaşamaktan ziyade, tefekkür edip deneyimin içinden geçmek, öğrenmemiz gereken şeye odaklanmaktır.
“Hiçbir şey geçmişte vuku bulmamıştır; o Şimdi’de vuku bulmuştur.
Hiçbir şey gelecekte vuku bulmayacaktır; o Şimdi’de vuku bulacaktır.”
Echart Tolle
Gelecekte yaşıyorsanız, sürekli planlar yapıyor, öyle olursa ne olur, böyle olursa ne olur sürekli hesap kitap yapıyorsunuz demektir. Ya da hayaller kurarsınız ve gerçeğiniz olur. Gelecekte yaşayan insanlar genelde ya olmazsa endişesi yaşayan ve bir şeylerin olması için sürekli plan yapan insanlardır. Oysa geleceği de “An’da” inşa ediyoruz. Tabii ki hayatınızda gelecek için bir hedefin olması, buna ulaşmak için bir planın olması önemli. Ancak sürekli o planın içinde kalmak endişe yaratır. Böyle bir durumda insan planladığı, istediği hayatı yaşayamaz ve belki de sırf endişe yüzünden hedefinden uzaklaşır.
Oysa yaşam şimdidir, sadece anda yaşanır. Yarın her zaman yarındır ve dün her zaman dün. Her ne yaşıyorsak sadece anda yaşıyoruz.
An’da kaldığınızda, kısa bir an bile olsa, “AN” birden büyür, genişler. Zamanın dışında olduğunuzu hissedersiniz. Zamanın içine kısılıp kalma hissiniz biter, sanki o an sonsuzdur. Hiç bitmeyecek gibi.
Anda yaşamak yaşadığın anın farkında olmak demektir, o anın güzelliğini görmek, tüm dünyayla ve evrenle bir olduğunu hissetmek ve tüm bunların farkında olan varlığın da farkında olmak demektir.
Her zaman anda yaşamamız niyetiyle…
